Bir varmış bir yokmuş...
Yıllardan 2004 aylardan Ağustosmuş....
Üniversiteden yeni mezun olmuş bir kız varmış.... Isınamayarak okuduğu odtü kimyayı sonunda bitirip İstanbul'a ayak basmış... Herkes o kadar okuduktan sonra kimyayla ilgili bir şeyler yapacağını düşünürken o, zararın neresinden dönsen kardır diyerek kimyasının hiç tutmadığı kimya bölümünü kafasından atmış.
Reklam yazarı olacakmış, kararı kesinmiş. Bunun için üniversite yılları boyunca stajlarda, eğitimlerde koşturup durmuş. Mezun olunca da reklam ajanslarına başvurmaya karar vermiş.
Reklam ajansı dediğin yaratıcı yer. Internetten template'ini bulduğun CV ile başvursan uçak bile yapmazlar, yazılı taraf üste gelecek şekilde printera yerleştirip çıktı alırlar en fazla diye düşünmüş.
Haftalarca uğraşıp sonunda dünyanın en amatör ama görenlerin ilginç bulduğu, movie şeklindeki CV sini hazırlamayı başarmış...
Sonra CD'yi reklam ajanslarının kreatif direktörlerine göndermiş.
Bir sürüsüne...
O bir sürü kreatif direktör arasından üç tanesi dönmüş kıza.
Haluk Mesci, Tuğbay Bilbay ve Rafineri'nin kreatif direktörü Murat Çetintürk...
Murat Çetintürk sayesinde ""ilk maaşlı işine" girmiş kız...
İlk görüşmelerinde MÇ'nin de kimya okuduğunu öğrenmiş. O da kimyası tutmadığı için o bölümden ayrılmış... Şaşırmış bu tesadüfe. İnşallah ben de ilerde onun gibi olurum diye geçirmiş içinden... İlerde "ona olacaklardan" habersiz.
MÇ'nin insanlığı, asla patronluk taslamayışı, en aptal fikirlere bile insanın motivasyonunu kırmadan yaklaşışı, tam da ilk işinde çalışan birinin ihtiyacı olan şeylermiş...
O yüzden hep saygı duymuş, uzaktan da olsa hep sevmiş MÇ'yi.
Sonra yıl 2011 olmuş... O ilk işinin üzerinden nerdeyse 7 yıl geçmiş...
Bu sırada büyümüş, evlenmiş, anne olmuş kız... Ne zamandır yazmak istediği kitabı da sonunda yazmış...
Kitabını eline alınca bunu mutlaka MÇ'ye de göndermem lazım demiş kendi kendine.
Üstünden çok zaman geçti, kısa süre çalışmıştık belki beni hatırlamaz bile ama olsun...
İlk patronumdu o benim, görmesi, bilmesi lazım bunu... İnşallah beğenir, benimle gurur duyar diye aklından geçirmiş.
Kitaba kısa bir not yazıp ona göndermek üzere zarfa koymuş.
Sonra, MÇ'nin hala Rafineri'de olduğundan emin olmak için google'a "Murat Çetintürk" yazmış.
Ve film kopmuş...
Bir anda kitap, imza, adres, patron, gurur duymak, başarmak... Bu kelimelerin hepsi anlamsızlaşmış. Anlam yüklediği her şey Çince'ye dönmüş.
Google;
"Ünlü reklamcı Murat Çetintürk balayı için gittiği Brezilya'da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti..." diyormuş.
İnanmamış.
Sonra MÇ'nin facebook sayfasına bakmış.
Olmaz olası, tez yayılan kara haber doğruymuş.
Hem de evlendikten iki gün sonra, hem de ülkesinden çok uzakta, hem de talihsiz bir trafik kazasında gitmiş buralardan.
Dünyanın berbat bir yer olduğuna, üstelik yaratıcılığın "y"sine bile sahip olmadığına eminmiş artık kız.
Trafik kazasıymış... Minibüs kamyonla çarpmışmışmış...
Bu kadar iyi bir insanı alma vaktin bu kadar erken, bu kadar yaratıcı bir insanı alma şeklin ise bu kadar yaratıcılıktan uzak olmamalıydı aptal hayat diye kızmış... hem de çok.
Kızmasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyormuş...
Huzur içinde uyu MÇ.
Daha yaratıcı bir alemdesindir belki şimdi kim bilir...