rss
email
twitter
facebook

Pages

2 Mar 2011

d&r'dan garip ama gerçek listeler

18 Şub 2011

Murat Çetintürk'e...

Bir varmış bir yokmuş...
Yıllardan 2004 aylardan Ağustosmuş....
Üniversiteden yeni mezun olmuş  bir kız varmış.... Isınamayarak okuduğu odtü kimyayı sonunda bitirip İstanbul'a ayak basmış... Herkes o kadar okuduktan sonra kimyayla ilgili bir şeyler yapacağını düşünürken o, zararın neresinden dönsen kardır diyerek kimyasının hiç tutmadığı kimya bölümünü kafasından atmış.

Reklam yazarı olacakmış, kararı kesinmiş. Bunun için üniversite yılları boyunca stajlarda, eğitimlerde koşturup durmuş. Mezun olunca da reklam ajanslarına başvurmaya karar vermiş.
Reklam ajansı dediğin yaratıcı yer. Internetten template'ini bulduğun CV ile başvursan uçak bile yapmazlar, yazılı taraf üste gelecek şekilde printera yerleştirip çıktı alırlar en fazla diye düşünmüş.

Haftalarca uğraşıp sonunda dünyanın en amatör ama görenlerin ilginç bulduğu, movie şeklindeki CV sini hazırlamayı başarmış...
Sonra CD'yi  reklam ajanslarının kreatif direktörlerine göndermiş.
Bir sürüsüne...
O bir sürü kreatif direktör arasından üç tanesi dönmüş kıza.
Haluk Mesci, Tuğbay Bilbay ve  Rafineri'nin kreatif direktörü Murat Çetintürk...

Murat Çetintürk sayesinde ""ilk maaşlı işine" girmiş kız...
İlk görüşmelerinde MÇ'nin de kimya okuduğunu öğrenmiş. O da kimyası tutmadığı için o bölümden ayrılmış... Şaşırmış bu tesadüfe. İnşallah ben de ilerde onun gibi olurum diye geçirmiş içinden... İlerde "ona olacaklardan" habersiz.

MÇ'nin insanlığı, asla patronluk taslamayışı, en aptal fikirlere bile insanın motivasyonunu kırmadan yaklaşışı, tam da ilk işinde çalışan birinin ihtiyacı olan şeylermiş...
O yüzden hep saygı duymuş, uzaktan da olsa hep sevmiş MÇ'yi.

Sonra yıl  2011 olmuş... O ilk  işinin  üzerinden nerdeyse 7 yıl geçmiş...
Bu sırada büyümüş, evlenmiş, anne olmuş kız...  Ne zamandır yazmak istediği kitabı da sonunda yazmış...

Kitabını eline alınca bunu mutlaka MÇ'ye de göndermem lazım demiş kendi kendine.
Üstünden çok zaman geçti, kısa süre çalışmıştık belki beni hatırlamaz bile ama olsun...
İlk patronumdu o benim, görmesi, bilmesi lazım bunu...  İnşallah beğenir, benimle gurur duyar diye aklından geçirmiş.
Kitaba kısa bir not yazıp ona göndermek üzere zarfa koymuş.
Sonra, MÇ'nin hala Rafineri'de olduğundan emin olmak  için google'a "Murat Çetintürk" yazmış.

Ve film kopmuş...

Bir anda kitap, imza, adres, patron, gurur duymak, başarmak... Bu kelimelerin hepsi anlamsızlaşmış. Anlam yüklediği her şey  Çince'ye dönmüş.
Google;
"Ünlü reklamcı Murat Çetintürk balayı için gittiği Brezilya'da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti..." diyormuş.
İnanmamış.
Sonra MÇ'nin facebook sayfasına bakmış.
Olmaz olası, tez yayılan kara haber doğruymuş.
Hem de evlendikten iki gün sonra, hem de ülkesinden çok uzakta, hem de talihsiz bir trafik kazasında gitmiş buralardan.
Dünyanın berbat bir yer olduğuna, üstelik yaratıcılığın "y"sine bile sahip olmadığına eminmiş artık kız.
Trafik kazasıymış... Minibüs kamyonla çarpmışmışmış...
Bu kadar iyi bir insanı alma vaktin bu kadar erken,  bu kadar yaratıcı bir insanı alma şeklin ise bu kadar yaratıcılıktan uzak olmamalıydı  aptal hayat diye kızmış... hem de çok.
Kızmasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyormuş...

Huzur içinde uyu MÇ.
Daha yaratıcı bir alemdesindir belki şimdi kim bilir...

13 Şub 2011

İmzasız kitap en temiz kitap!

Çıktı çıkacak, çıkayazdı, çıkmış kadar oldu derken sonunda kitabım çıktı!!!:)

Geçen gün  taze basılanlardan ilk 10 tane elime ulaştı, baktım, sevdim, okşadım. Üst üste koydum, yan yana dizdim, ev yapacaktım ama sayfaları kırılır diye vazgeçtim.
Hani şarkıcılara en çok hangi parçanızı seviyorsunuz diye sorduklarında "valla hepsi çocuğum gibi ayrım yapamam" falan gibi geyikler yaparlar ya, galiba o geyik doğru. Benim de elimde aynı kitaptan 10 tane var mesela, 10'u da çocuğum gibi...Onuz gibiler hatta...
Acaba ne zaman satılmaya başlanacak, nerelere dağıtılacak diye düşünürken aklıma  ne zamandır merak ettiğim bir kitap geldi gecenin bir vakti.  Idefixten kitaba bakmak için sayfayı açtığımda karşıma şak diye Mevzu Derin çıktı... İnanamadım, satışa çıkmış bile!  Halüsinasyon mu görüyorum acaba diye düşündüm, daha baskısı bile bitmemişti.... Saat gecenin 3'ü mü ne, soracak kimse de yok...

Sonra Idefixte olduğuna göre belki diğer sitelerde de satılıyordur diye düşünerek her Türk'ün yapacağı gibi ben de google'da adımı yazmaya karar verdim ve  baktım gerçekten de bir sürü yerde var:
Misal:
http://www.idefix.com/kitap/mevzu-derin-asli-bastiyali/tanim.asp?sid=NO70X23XFD3DXQ2H7L4X
http://www.yenisayfa.com/Kitap/Yazar/asli-bastiyali/Content.aspx?aid=ba298e0e15e5a25d883c11acc68712e8
http://www.kitapturk.com/books/Kitap/79246/Mevzu_Derin.htm
http://www.ilknokta.com/kitap/117502/Asli-Bastiyali/Mevzu-Derin.html

Nursel Calap (Sepya'nın yayın yönetmeni, Epsilon'un halkla ilişkilercisi(bi süre daha), ortadoğu ve balkanların en hızlı kitap okuyan ve en hızlı mail cevaplayan kişisi) her zamanki hızıyla fırından taze çıkmış kitabımı her yere listeletmiş olmalıydı...

Sonra, sanki Oscar'ı almışım da birazdan kürsüye çıkıp, eşe dosta teşekkür edecekmişim gibi Nursel başta olmak üzere bana destek olan kişileri geçirdim gözümün önünden...
Ve Oscar töreninden birden gözlerim faltaşı gibi açılarak uyandım! Aklıma imza işi geldi. Daha doğrusu kabusu...
Kimi görsem "kitabını alıcam ama imzamı da isterim" diyor.
Ama benim imzam iğrenç, yazımsa erkek ilkokul öğrencisi gibi...

İlkokuldayken yazım sınıfın en güzel yazılarından biriydi ama sonra gram yol katetmedi. Hala o ilkokuldaki en güzel yazı.

Acaba kaşe mi yaptırsam diye düşündüm... Evet evet  enteresan olur, üzerine de paraf gibi bir şey çakarım, olur sana imzalı kitap diye bunun parlak bir fikir olduğuna ikna ettim kendimi...
Ama kaşeyi yanımda mı taşıyacağım...? Etrafa bulaşır falan.. Yok olmaz.
Kitap yazmaya karar verdiğimde bu dertleri hiç hesaba katmamıştım. Muhtemelen bu imzayı sadece eşe dosta vereceğim yani öyle geniş kitlelerin eline geçmeyecek o imza ama yine de oluru yok gerçekten.
İmza ve yazı çalışmam gerek hemen...
Onca yıldır,  bir şey beklerken, sıkıcı derslerde veya toplantılarda boş kağıtlara milyonlarca kere adımı yazıp imzamı attıktan sonra hala bu noktadaysam hamurumda havalı bir yazar olmak yok belki de, 2. hamur kağıda basılı bir kitabım olsa da...